Öfke Kötü Bir Duygu mu?

Çocuklarımızın mutluluğunu, heyecanını, neşesini görmek ne güzeldir, değil mi? Onları öyle gördükçe bizim de içimiz ısınır, keyfimiz yerine gelir. Peki ya çocuğunuzun zor duygularını görmek? Öfkesini, iğrenmesini, mutsuzluğunu?
Bu yazıda, ebeveynlerin kucak açmakta zorlandığını sık sık duyduğum bir duyguyla, öfkeyle temas edeceğiz. Öfke, ebeveynler için karşılaması zor bir duygu. Çocuk için de öyle: hissetmesi de, yaşaması da, ifade etmesi de zor.
Neşeye izin var, ya öfkeye?
Bir çocuk mutlu olduğunda "Neden mutlusun? Ne oldu da gülüyorsun? Bu kadar gülme." demeyiz. Ama öfkelendiğinde "Ne oldu şimdi de kızıyorsun? Niye böyle yapıyorsun? Öfkelenme! Bağırılmaz, kızılmaz!" gibi yasaklayıcı, duyguyu dışlayan pek çok cümle ağzımızdan dökülüverir.
Oysa her duygu gibi öfke de, zor da olsa, yaşanabilecek bir duygu. Ve öfke de ifade edilmesi gereken bir duygu.
Duygu başka, davranış başka
Sanırım en çok karıştırılan şey, duygu ile davranış arasındaki fark. Çocuk öfkelenebilir; asıl soru, bu öfkeyi nasıl ifade edeceği. Öfkenin vurarak, zarar vererek, kırarak ifade edilmemesi gerektiğini çocuğa anlatmaya çalışırken, sanki duyguyu hissetmek de zararlıymış gibi öfkenin kendisi durdurulmaya çalışılıyor.
Hepimiz öfkeleniriz. Bazen küçük şeylere, bazen büyük şeylere; bazen kendimize, bazen başkasına. Öfke yoğun bir duygudur. Çoğu yetişkin bu duyguyu kimseye zarar vermeden ifade etmesi gerektiğini bilir, ama çocuk bunu bilmeyebilir. O yoğun duygunun içinde debelenirken ne yapacağını şaşırmış gibi görünebilir. İçinde bir fırtına kopuyormuş gibi, o yoğunluğu dışarı çıkarmak isteyebilir.
Çocuk öfkeyi nereden öğrenir?
Evde öfkesini ifade etmekte zorlanan bir çocuk varsa, önce evdeki yetişkinlerin bu duyguyu nasıl ifade ettiğini duymaya çalışırım. Duyguları hissetmek için çocuğun rehberliğe ihtiyacı yoktur belki. Ama duygunun adını koymak, onunla kalabilmek ve onu gösterebilmek için rehberliğe ihtiyacı olabilir.
Çocuk bu rehberliği bazen çevresini gözlemleyerek kendi kendine bulur. Bazen de evde sağlıklı ifade edilmeyen öfkeyi gözlemler ve farkında olmadan aynı şekilde göstermeye başlar.
İfade edilmeyen öfke nereye gider?
Öfkenin ifade edilmesi gerekir. Peki ya ifade edilmez, yaşanmazsa? Yaşanmayan, ifade edilmeyen duygular bir şekilde taşar. Çocukların öfkeyi yaşamasına izin vermedikçe, ufacık şeylerle büyük taşmalara şahit olabilirsiniz.
Her duygu gibi öfkenin de kalbimizde, vücudumuzda bir yeri var.
Peki ne yapacağız?
Bunu bana sorarsanız, önce kendimize bakacağız derim. Öfkemi hissediyor muyum? Yaşıyor muyum? Öfkelendiğimde nasıl davranıyorum?
Sonra çocuğunuza bakacağız. O öfkesini yaşıyor mu? Öfkelendiğinde nasıl davranıyor? Aranızda benzerlikler, farklılıklar var mı?
Sonraki adım, duygunun adını koymak ve onu tanımak. "Öfkelisin." demek bile duyguyu adlandırmak için yeterli olabilir. Neye öfkelendiğini ve bunu nasıl ifade edebileceğini ise öfke anında değil, öfke dindiğinde konuşmak gerekir. Gerekirse defalarca. Her çocuk bunu farklı sayıda tekrardan sonra içine oturtur.
Önce kurtar, sonra öğret
Öfke anıyla ilgili en sık duyduğum şeylerden biri, o anda müdahale edip öğretmeye çalışmak. Burayı şöyle anlatmayı seviyorum: Çocuğunuzun denizde boğulduğunu düşünün. O anda ona yüzmeyi öğretmezsiniz. Önce onu sudan çıkarır, sakinleştirirsiniz; yüzme derslerine sonra başlarsınız.
Öfke anları da biraz böyle. Çocuğunuz bu duygunun içinde boğulurken uzun cümlelerinizi duymayacak, hatta daha da öfkelenecektir. Bu yüzden önce kurtar, sonra öğret.
Peki kurtarmak ne demek? Bu anlarda çocuğunuza sarılabilir, onun göz hizasına inip gözlerine bakabilir, elini tutabilir, sakin bir ses tonuyla kısa ve basit şeyler söyleyebilirsiniz. Ne yapacağınız, sizinle çocuğunuz arasındaki ilişkiye bağlı. Böyle anlarda çocuğunuza neyin iyi geldiğini bulup onunla sakince kalabilmek, ona yapabileceğiniz en güzel şeylerden biri.
Duygu sakinleştiğinde ne yapılabileceğini defalarca konuştukça, sağlıklı bir öfke ifadesi ve duyguyu kapsayan bir yaklaşım zaten gelişecektir.
Mutluluk ve heyecan gibi tatlı duygulara açtığımız kucağı, öfkeye de hep beraber açalım.




