Sivilcelerim ve Ben
- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur

Bir süredir sivilcelerle birlikte yaşıyorum. Arkadaşlar gibi; biri gitse biri yeniden geliyor. Hal böyle olunca geçirmek için birçok şey yapmaya başladım. Yüz temizleme jelleri, kremler… Ama gelgelelim geçmiyor.
Geçmiyor diye stres oldukça daha çok yerleşiyorlar sanki. Ve her gün aynaya baktığımda kendimi daha çirkin hissetmeye, saklamaya çalışmaya başladım. Instagram'da yer alan o pürüzsüz ciltler "ben de niye yok" dedirtti bir süre. Bu düşüncenin içinde olduğumu fark ettikçe durdurmak zorlaştı.
Ancak bir noktada onlarla barıştım. Sivilceleri geçirmek için yapabileceklerimi sadeleştirdim. Aynaya bakınca onlarla birlikte başka neler var, görmeye başladım.
Ben 30 yaşındayım. Bu yazıyı yazarken bile aklımın "clean girl" akımlarına, sosyal medyanın şişirme dünyasına bu kadar kolay kayabildiğine şaşkınlık duyuyorum. Öz şefkat nedir, beden algısı nedir — bunları okuyorum, yazıyorum. Buna rağmen o düşüncelere kapılıp gidebildim.
Günümüzde fark etmeden kusursuz bir dünya kurmamız bekleniyor gibi. Kusursuz yüzler, vücutlar, kombinler, kusursuz ilişkiler. "Bekleniyor" bile diyemeyiz aslında — herkes böyle yansıtıyor, o kadar. Ve bu, alarmı çalıştırmayan bir tehlike sinyali. Alarm çalıştırmıyor çünkü fark etmiyoruz. Fark etmeden kapılıp gidiyoruz.
Bir yetişkin buna bu kadar kolay kapılabiliyorsa — neyse ki yetişkin olup buradan çıkmak da o kadar hızlı olabiliyor — ergenlik dönemindeki bir genç için bu tehlikeye karşı durmak çok daha zorlaşıyor. Her yerden her şeye sürekli erişilebiliyor olmak bir lütuf gibi görünse de, alarmı çalıştırmayan tehlikeleri çok daha aktif hale getirebiliyor.
Bu tehlikeler çok sinsi yaklaşıyor. Bir sokakta durduğunuzda çoğu kişinin birbirine benzediğini fark edebilirsiniz. Belirli mağazalardan giyinilmezse sanki farklılaşacakmış, kara kedi olacakmış gibi hisseden genç kadınları, genç erkekleri duyuyorum. Bir marka, benliğin ayrılmaz bir parçasıymış gibi hissedilmeye başlanıyor. Ve farkında olmadan, o alarmı çalıştırmayan tehlikeler çok geç olmadan içimize yerleşmiş oluyor.
Belki de yapabileceğimiz en önemli şey durup sormak: "Bu düşünce bana mı ait, yoksa oradan mı geldi?" Cevap her zaman net olmayabilir. Ama soruyu sorabilmek bile bir başlangıç.
Siz fark ettiğiniz o ilk an nasıldı?




