Sevgi'den | Şubat 2026
- 10 Tem
- 1 dakikada okunur

01.02.2026
“Gerçek ilişki, hayal ettiğimiz kişiyle değil,
karşımızdaki kişiyle kurulur.”
Donald Winnicott
Bazılarımız çocuğunu dünyaya getirirken bekledi.Bazılarımız ise başka hayalleri; tıpkı bir annenin rahminde büyüttüğü gibi, zihninde büyüttü.
Bir şeyi doğurmuş olmak için ille de ebeveyn olmak gerekmiyor.Bir düşünceyi, bir ilişkiyi, bir mesleği, bir yaşam biçimini de büyütebiliyoruz.
Peki, doğmasını beklerken zihninde canlandırdığın yaşam ile doğduktan sonra karşılaştığın yaşam aynı mıydı?
Ebeveynler bir çocuğun doğumunu beklerken, bazen zihninde canlandırdığından çok uzakta bir çocukla karşılaşabiliyor.Bazen de hayal ettiği gibi bir çocuğu alabiliyor kucağına.
Zihnimizde kurduklarımızla gerçek karşılaştığında örtüşmediğinde, bocalayabiliyoruz.Hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz.Bazen bu hayalin yasını bile tutabiliyoruz.
Bu yas çoğu zaman yüksek sesle konuşulmuyor.Çünkü bize, “şükretmemiz gerektiği” öğretilmiş oluyor.
Oysa yas, şükre engel değildir;sadece gerçeğe temas etmenin bir yoludur.
Çocuğun gelişim çizgisi ile ebeveynin zihnindeki senaryo çoğu zaman aynı hatta ilerlemez.Ve işte tam da burada, hem çocuk hem ebeveyn için bambaşka bir yol ayrımı başlar.
Ebeveyn, zihnindeki çocuğu bırakıp karşısındaki çocuğu görmeye ne kadar yaklaşabilirse;çocuk da kendi ritmini, kendi ihtiyaçlarını ve kendi sınırlarını o kadar güvenle kurabilir.
Belki de ebeveynlik, hayal ettiğimiz çocuğu büyütmek değil;karşımızdaki çocuğa eşlik etmeyi öğrenmektir.
Ve bazen en zor kısım şudur:Çocuğun değil, kendi hayalimizin değişmesine izin vermek.
“Sevmek, ötekinin kim olduğunu olduğu gibi kabul etmektir.”
Erich Fromm, Sevme Sanatı




