Babalık İşlevi Nedir? Sınır, Ayrışma ve Çocuğun Dünyaya Açılması
- 15 May
- 2 dakikada okunur

Küçükken dini anlatılarda yaratıcıyı “Allah baba” ya da “Allah dede” gibi ifadelerle duydum. Bir süre sonra yaratıcının bir cinsiyeti olmadığını fark ettiğimde, neden bu kadar erillikle özdeşleştirildiğini sorgulamaya başladım.
Geçtiğimiz aylarda babalık işlevi üzerine okudukça bazı kültürel söylemler zihnimde yeniden yerli yerine oturdu.
“Baba evin direğidir.”
“Baba eve ekmek getirendir.”
“Babanın yanında bacak bacak üstüne atılmaz.”
Bu cümleler yalnızca bireysel deneyimler değil; kültürel bir babalık temsilini gösteriyor. Ancak bu temsiller, babalık işlevini çoğu zaman otorite, mesafe ve korku üzerinden tanımlayarak onu daraltabiliyor.
Oysa babalık işlevine kuramsal açıdan bakıldığında mesele biyolojik erkeklikten çok daha farklı bir yere oturuyor.
Babalık işlevi, çocuğun dünyayla tanışma kapısı olarak tarif edilir. Çocuk başlangıçta anneyle yoğun ve bütünlüklü bir bağ içindedir. Babalık işlevi devreye girdiğinde bu bütünlüğe bir sınır gelir. Bu sınır koparmak için değil; çocuğun ayrı bir özne olabilmesi için gereklidir.
Babalık işlevi:
Sınır koyar,
Ayrışmayı mümkün kılar,
Dış dünyaya yöneltir,
Sosyalleşmeyi destekler,
Koruyucu ama aynı zamanda açıcı bir çerçeve sunar.
Bu işlev biyolojik babaya ait olmak zorunda değildir. Tıpkı annelik işlevinin yalnızca kadın bedeniyle sınırlı olmaması gibi, babalık işlevi de herhangi bir bakım veren tarafından üstlenilebilir.
Seans odasında bir çocuğa sınır koyarken babalık işlevini temsil edebilirim. Aynı seansta koşulsuz kabul ve kapsayıcılık sunduğumda annelik işlevini temsil edebilirim. Bu kavramlar cinsiyetten ziyade işlevi anlatır.
Çocuğun sağlıklı bir ruhsal yapılanmaya ulaşabilmesi için bu iki işlevin dengeli biçimde varlığı önemlidir.
Babalık işlevi devreye girdiğinde çocuk, tutkuyla bağlı olduğu anneden ayrışabilir. Bu ayrışma bir kopuş değil; genişlemedir. Çemberin büyümesidir. Dünyaya doğru atılan ilk adımdır.
Babalık işlevi aynı zamanda anneye de alan açar. Annenin yalnızca annelik rolüyle sınırlı kalmamasına, kendi öznel alanını sürdürebilmesine imkân tanır.
Bu işlev zayıf kaldığında çocuklarda sınır zorlukları, sosyal ilişkilerde güçlükler ya da ayrışma problemleri görülebilir. Ancak bu, tek bir ebeveynli ailelerin eksik olduğu anlamına gelmez. Tek ebeveynli ailelerde de bu iki işlev farklı şekillerde temsil edilebilir; mesele rollerin biyolojik dağılımı değil, işlevlerin dengeli biçimde kurulabilmesidir.
Peki biyolojik baba figürü?
Bir bebek doğduğunda anneyle fiziksel temas daha yoğun olabilir. Bebek annenin memesini emer, onunla uyur. Ancak babanın da bebeğin dünyasında yeri vardır. Bebekler bir süre sonra babanın sesini ayırt eder, ritmini tanır, beden varlığını hisseder. Baba yalnızca sonradan dahil olan biri değildir; başından itibaren ilişki alanındadır.
Babalık işlevi; evin kapısı, penceresi, çerçevesi gibidir. Hem korur hem açar. Hem sınır çizer hem dışarıyla temas kurdurur.
Ve tüm bunları konuşurken “baba”yı bir cinsiyet rolü olarak değil, çocuğun büyümesi için gerekli bir ruhsal işlev olarak düşünmek gerekir.
Çünkü mesele erkek ya da kadın olmak değil; bir çocuğun dünyaya güvenle açılabilmesini mümkün kılan o dengeyi kurabilmektir.




